ABD Para Birimi Denetleyici Ofisi (OCC), kripto varlıklara ilişkin yeni düzenlemeler kapsamında bankalara tarihi diyebileceğimiz geniş yetkiler tanıdı. Son yayınlanan yorum mektubuyla (interpretive letter), federal düzeyde denetlenen bankaların önceden onay almaksızın kripto para saklama hizmeti sunabileceği, belirli stablecoin faaliyetlerinde bulunabileceği ve blokzinciri ağlarında doğrulayıcı düğüm (node) olarak yer alabileceği açıklandı . Bu, OCC’nin önceki yönetiminin getirdiği “önce denetçiye danış” şartının kaldırıldığı anlamına geliyor . Yani bankalar, gerekli risk kontrollerine sahip oldukları sürece, kripto işlerine girmek için artık ilave bir bürokratik onay sürecine tabi olmayacaklar.
OCC’nin geçici başkanı (Acting Comptroller) Rodney E. Hood, yapılan değişikliğin teknolojiden bağımsız olarak bankacılık faaliyetlerine tutarlı bir yaklaşım getirdiğini vurguladı. Hood’a göre “bugünkü adım, bankaların kripto ile ilgili faaliyetlere katılma yükünü azaltacak ve bu faaliyetlerin, altında yatan teknoloji ne olursa olsun OCC tarafından tutarlı şekilde muamele görmesini sağlayacak” . OCC, bankaların yeni sayılabilecek bu hizmetlerde de geleneksel faaliyetlerindeki gibi sağlam risk yönetimi kontrollerine sahip olmalarını beklediğini özellikle belirtti . Nitekim OCC, kripto konusunda 2023 yılında yaptığı ve bankaların kripto kaynaklı likidite risklerine dikkat çektiği uyarı açıklamasını da geri çekerek önceki endişelerinde belirgin bir yumuşamaya gitti . Bu teknik düzenleme detaylarıyla birlikte ABD’li bankalar, kripto varlık saklamadan stablecoin ihracına kadar uzanan geniş bir yelpazede resmen yetkilendirilmiş oldu.

Bankalara tanınan bu yeni yetkilerin ABD finans sistemi üzerinde köklü etkileri olabilir. Öncelikle, kripto paraların ve dağıtık defter teknolojilerinin (DLT) geleneksel bankacılık altyapısına entegre olması hızlanacak. Bu sayede bankalar, müşterileri için dijital varlık saklama (custody) hizmeti vererek ve ödemelerde stablecoin kullanarak yeni ürünler geliştirebilecekler. Örneğin bir banka, müşterisinin kripto paralarını güvenli bir şekilde saklayıp sigorta altına alırken, diğer yandan uluslararası bir ödemeyi kendi çıkardığı bir dolar destekli stablecoin ile anında gerçekleştirebilecek duruma gelebilir. Bankaların blokzincir ağlarına doğrudan bağlanarak ödeme işlemleri onaylaması, finansal altyapıda 7/24 gerçek zamanlı ödeme imkanını yaygınlaştırabilir. OCC’nin belirttiği üzere, stablecoin’ler bu bağlamda çek veya elektronik ödeme sistemleri gibi sıradan bir ödeme aracı işlevi görebilir . Nitekim OCC, yayınladığı rehberde halka açık blokzincirlerin SWIFT, ACH veya FedWire gibi küresel finansal ağlarla aynı statüde olduğunu vurgulayarak bu teknolojiyi ABD finansal altyapısının resmi bir parçası haline getirmiş oldu .
ABD içindeki bu dönüşüm, küresel piyasalarda da dalga etkisi yaratacaktır. Amerikan bankalarının kriptoyu benimsemesi, dünya genelinde dolar bazlı dijital varlıkların kullanımını artırabilir. Uzmanlar, dolar destekli kripto paraların (stablecoin’lerin) yaygınlaşmasının uluslararası ödemelerde dolar kullanımını kolaylaştıracağını ve ABD dolarının rezerv para statüsünü güçlendirebileceğini belirtiyor . Bu gelişme, küresel finans piyasalarında ABD’nin liderliğini pekiştirebilir. Örneğin, bugün birçok kripto borsasında ve DeFi uygulamasında ABD doları referanslı stablecoin’ler temel işlem birimi haline gelmiş durumda. ABD’li bankaların da bu alana girmesiyle birlikte, bu stablecoin’lerin hacmi ve meşruiyeti daha da artacak, muhtemelen küresel kripto piyasalarının toplam büyüklüğü üzerinde büyüme yönünde ciddi bir etki yaratacaktır. Nitekim 2024 yılı sonuna gelindiğinde küresel kripto para piyasa değeri yaklaşık $3,2 trilyon ile 2021 zirvesini aşmış bulunuyordu . Bitcoin de Kasım 2024’te $93.000 sınırını geçerek tarihî rekorunu yeniledi . Bu hızlı büyüme, ABD’de daha dostane bir düzenleyici iklim olacağı beklentisinin yatırımcılarca çoktan fiyatlandığını gösteriyor . Kısacası, ABD finans sistemindeki bu açılım, küresel rekabette ülkeye avantaj sağlarken diğer finans merkezlerini de benzer adımlar atmaya zorlayabilir.
Yeni düzenlemelerin en çarpıcı boyutlarından biri, stablecoin ve blokzinciri entegrasyonunun hız kazanacak olması. Stablecoin’ler, değeri genelde geleneksel para birimlerine (örneğin ABD doları) sabitlenmiş dijital paralar olarak, kripto dünyası ile fiat para sistemi arasında köprü işlevi görüyor. Bankaların stablecoin ihraç edebilmesi veya bu token’ları ödeme aracı olarak kabul etmesi, finans sektöründe iş yapış biçimlerini değiştirebilir. Örneğin bir bankanın dolar destekli kendi stablecoin’ini çıkardığını düşünelim: Müşteriler bu dijital doları tıpkı nakit para gibi kullanabilir, anında başka bir bankaya transfer edebilir veya akıllı kontratlar yoluyla programlanabilir ödemeler yapabilir. Bu durum, hem bireysel hem kurumsal müşteriler için ödemelerde hız ve kesintisiz işlem olanağı anlamına geliyor. Bugüne dek blokzincirlerin dışında tutulan bankacılık sistemi, artık bu ağlara doğrudan dahil olarak sınır ötesi ödemelerde aracısız ve düşük maliyetli bir alternatif sunabilecek.
Stablecoin entegrasyonunun bir diğer sonucu da, merkeziyetsiz finans (DeFi) uygulamaları ile geleneksel finans kurumları arasındaki engellerin azalması olacak. Bankalar stablecoin kullandıkça, müşterileri blokzincir tabanlı kredi, sigorta, türev gibi ürünlere daha kolay erişebilecek. Böylece finans sektöründe yenilikçilik ivme kazanabilir ve bankalar da bu yeniliklere aracılık eden güvenilir platformlar haline gelebilir. Bank of America gibi büyük oyuncular bu alanda şimdiden pozisyon alıyor: Bank of America, tamamen ABD doları karşılığında desteklenecek kendi stablecoin’ini çıkarmak için çalışmalara başladı ve düzenleyici onay sürecini başlattığını duyurdu . CEO Brian Moynihan, kripto varlıkların ödeme işlemlerinde kullanılmaya hazır olduğunu, yeter ki düzenleyici belirsizliklerin giderilmesi gerektiğini vurgulayarak “bu dönüşüme öncülük etmek istiyoruz” şeklinde konuştu . Büyük bir bankanın stablecoin çıkarması, dijital ödeme sistemleriyle tam uyumlu yeni bir finansal enstrümanın sektöre kazandırılması demek. Böylece stablecoin’ler, birebir rezerv karşılığıyla ve düzenli denetimlerle ihraç edilerek geleneksel finansal sistemin güvenilir bir uzantısı haline gelebilir. Nitekim ABD’de tartışılan “Guiding and Establishing National Innovation for U.S. Stablecoins (GENIUS) Act” tasarısı, $10 milyar üzeri stablecoin ihraç eden kuruluşların Fed ve OCC denetimine tabi olmasını, tüm stablecoin’lerin birebir dolar karşılıkla rezerv tutulmasını ve rezervlerin aylık denetlenmesini şart koşuyor . Bu tür bir yasal çerçevenin hayata geçmesi, stablecoin entegrasyonunun bankacılık sistemi içinde güvenli ve sürdürülebilir şekilde gerçekleşmesini sağlayacaktır.
Stablecoin ve blokzinciri entegrasyonu, finans sektöründe verimlilik ve kapsayıcılık alanlarında da dönüşüm yaratabilir. Örneğin, sınır ötesi para transferleri bugün SWIFT gibi ağlar üzerinden günler alırken, bankalar arası kullanılacak bir stablecoin ile saniyeler içinde tamamlanabilir. Bu özellikle gelişmekte olan ülkeler arası havalelerde devrim etkisi yapacaktır. Ayrıca dijital dolar gibi stablecoin’ler, bankacılık sistemine erişimi olmayan kesimler için cep telefonundan kullanılabilecek güvenilir bir değer saklama ve ödeme aracı sunabilir. Böylece finansal kapsayıcılık artarken, nakde alternatif dijital paralar yaygınlaşacaktır. Elbette tüm bu dönüşümün sorunsuz gerçekleşmesi için rezerv yönetimi, siber güvenlik ve operasyonal dayanıklılık konularında güçlü düzenlemeler ve denetimler gerektiği de açıktır . Aksi halde stablecoin’lerin bir anda geleneksel sistemi bozabilecek riskler yaratması da mümkün. Bu nedenle, entegrasyon süreci ilerlerken otoritelerin hem inovasyonu teşvik etmesi hem de gerekli güvenlik ağlarını örmesi kritik önem taşıyor.
4 Ocak 2021 akşamı Bitcoin ve Ethereum fiyatlarında hızlı bir yükseliş yaşandı (TradingView verileri). Büyük yatırımcılar, belirsizlikleri gideren bu tür düzenleyici adımları genellikle olumlu fiyatlıyor. Özellikle OCC’nin ilk açıklamalarının geldiği Ocak 2021’de, Ethereum haberin etkisiyle anında %12’ye yakın değer kazanırken Bitcoin yaklaşık %5 yükseldi . Bitcoin fiyatı o hafta $32.500 seviyesinin üzerine çıkarak yeni bir eşiği test etti . Santa Monica merkezli Blockhead Capital’den Justin Yashouafar, uzun süre gelen olumsuz haberlerin ardından “stablecoin ve blokzincir entegrasyonuna izin veren pozitif düzenleyici haberlerin yatırımcıları memnun ettiğini” ifade etti . Gerçekten de, bu haber kripto piyasalarındaki genel havayı değiştirdi ve sadece Bitcoin ile Ether değil, Algorand ve Solana gibi stablecoin altyapısını destekleyen altcoin’lerde de fiyat artışları görüldü .
Kurumsal yatırımcı cephesinde ise, düzenleyici netlik geldikçe kriptoya yönelim hızlanıyor. 2020’de başlayan kurumsal ilgisi 2021 boyunca katlanarak arttı; bu dönemde birçok halka açık şirket ve fon portföylerine Bitcoin ekledi. Örneğin MicroStrategy şirketi 2020-2021 arasında 100 binden fazla Bitcoin’i stratejik rezerv olarak satın alarak dikkat çekti. Yine 2021 başlarında Tesla’nın $1,5 milyarlık Bitcoin alımı yapması manşet olmuştu. Bu tür adımlar, büyük oyuncuların kriptoyu meşru bir yatırım varlığı olarak görmeye başladığının sinyalini verdi. Bankalar tarafında da hareketlilik vardı: Morgan Stanley ve Goldman Sachs gibi devler varlıklı müşterilerine Bitcoin fonları sunmaya başlarken, BNY Mellon gibi köklü bir banka doğrudan dijital varlık saklama hizmeti vereceğini duyurdu. Piyasadaki bu kurumsal kabul artışı, fiyatlara da yansıdı. 2021 boyunca toplam kripto piyasa değeri $2 trilyonu aşarken 2021 Kasım’ında Bitcoin’in piyasa değeri tek başına $1 trilyon sınırını geçerek tarihe geçti. Sonraki yıllarda düzenleyici ortam dalgalansa da kurumsal ilgi kalıcı olmayı başardı. 2022’de yaşanan sert piyasa düşüşleri (TerraUSD çöküşü, FTX skandalı gibi) bile, uygun görüldüğü takdirde kripto varlıkların uzun vadede portföylerde yer alacağı inancını tamamen sarsamadı. Nitekim 2024’te küresel düzenleyici havanın iyileşmesiyle kripto piyasaları yeniden canlandı; Bitcoin 2024 içinde değerini ikiye katlayarak $90.000 sınırına yaklaşırken Ethereum da $3.000 üzerine çıktı . Özellikle ABD’de beklenen olumlu regülasyonlar ve hatta bir Bitcoin ETF’nin onaylanması ihtimali, milyarlarca dolarlık yeni kurumsal girişe zemin hazırladı. Kasım 2024 sonrasında spot Bitcoin borsa yatırım fonlarına (ETF) net $4 milyarın üzerinde para akışı oldu ve bu alımların önemli kısmının geleneksel finans kurumlarından geldiği belirtildi . Tüm bu veriler, büyük oyuncuların kripto piyasalarına artık kayıtsız kalmadığını ve düzenleyici netlik oldukça pozisyonlarını güçlendirdiklerini gösteriyor. Güncel olarak Bitcoin fiyatı $85.000 bandına yakın seyrediyor ve toplam kripto piyasası hacminin yaklaşık üçte birine tekabül eden Bitcoin, “dijital altın” tezini kurumsal onayla birlikte adeta pekiştirmiş durumda.

Çin, kripto para ekosistemine karşı katı bir tutum alarak finansal istikrarını koruma yolunu seçti. Eylül 2021’de Çin Halk Bankası (PBoC), ülkedeki tüm kripto para işlemlerini yasakladığını duyurdu . Resmî gerekçe olarak kripto paraların yasa dışı faaliyetleri finanse etmede kullanılması ve spekülatif doğasıyla ekonomik istikrara tehdit oluşturması gösterildi . Ancak perde arkasında, Çin’in sermaye kaçışını önleme hedefi de bu hamlede önemli rol oynadı; zira kripto paralar ülkenin sıkı sermaye kontrolünü aşmak için kullanılabiliyordu . Sonuç olarak Çin, kendi finansal sistemini kripto risklerinden yalıtırken, eşzamanlı olarak dijital yuan (e-CNY) adlı merkez bankası dijital para birimini geliştirmeye odaklandı. Çin hükümeti dijital yuanı ülke içinde yaygınlaştırarak vatandaşlarına kontrollü bir dijital ödeme alternatifi sunuyor ve sınır ötesi pilot projelerle dijital yuanı uluslararası ticarette de kullanmayı hedefliyor. Bu strateji, bir yandan kripto paraların gölgesini finans sisteminden uzak tutmayı, diğer yandan da blockchain teknolojisinin avantajlarını devlet kontrolünde değerlendirmeyi amaçlıyor.
Çin’in aksine, diğer büyük ekonomiler tamamen yasaklamak yerine kripto varlıkları düzenleme ve sisteme entegre etme yolunu seçiyor. Avrupa Birliği (AB), uzun müzakerelerin ardından 2023’te onayladığı MiCA (Markets in Crypto-Assets) düzenlemesiyle kapsamlı bir çerçeve oluşturdu. MiCA, 2024 sonlarından itibaren yürürlüğe girerek stablecoin ihraççılarından kripto hizmet sağlayıcılarına kadar geniş bir yelpazede lisans ve sermaye şartları getiriyor . Özellikle büyük stablecoin’ler için sıkı rezerv zorunlulukları (%100 birebir nakit veya likit varlık karşılık) ve günlük işlem hacmi kısıtları (transaction cap) gibi hükümler, Avrupa’nın finansal istikrarı koruma kaygısını yansıtıyor. Bu yönüyle AB, stablecoin regülasyonunda küresel standartları şekillendirmeye talip. Japonya da benzer şekilde 2022’de çıkardığı bir yasayla stablecoin ihraçlarını bankalar ve kayıtlı tröst şirketleriyle sınırlandırıp, yatırımcı korumasını artırıcı önlemler aldı. İngiltere ise kriptoyu yasaklamaktan ziyade Londra’yı bir kripto merkezi yapma hedefiyle stablecoin’leri tanımlayan ve bunların ödeme aracı olarak kullanılabilmesini mümkün kılan düzenlemeler hazırladı. Singapur ve Hong Kong gibi finansal merkezler de kripto şirketlerine lisans vererek ve saklama/rezerv kurallarını belirleyerek yenilik ile risk dengesi kurmaya çalışıyor .
Elbette bu stratejilerin temelinde, bir tarafta inovasyon yarışında geri kalmama isteği, diğer tarafta ise finansal egemenliği ve yatırımcıyı koruma kaygısı var. ABD’nin hamlesi sonrasında küresel rekabet yeni bir boyuta taşınabilir: Amerikan bankalarının hakim olduğu bir stablecoin ekosistemi küresel ödemelere yayılırsa, diğer ülkeler kendi para birimlerini dijitalleştirip uluslararası kullanımını teşvik etme yoluna gidebilir. Örneğin Çin, dijital yuan projesini “Kuşak Yol” ülkelerine yayarak doların hakimiyetine meydan okumak isteyebilir. AB, dijital euro çıkararak Avrupa içinde USD tabanlı stablecoin kullanımını sınırlamayı tercih edebilir. Uluslararası kuruluşlar (G20, IMF, Finansal İstikrar Kurulu gibi) ise muhtemelen stablecoin’ler konusunda evrensel ilkeler belirleyerek düzenlemeler arasındaki uyumu sağlama çabasına gireceklerdir. Sonuç olarak, ABD’nin kripto atağı karşısında diğer büyük ekonomiler ya benzer yeniliklere kucak açarak rekabete dahil olacak ya da kendi alternatiflerini geliştirerek para politikası ve piyasa denetimini elde tutmaya çalışacaktır.
Bankacılık ve kripto dünyasının iç içe geçmeye başlaması, beraberinde çözülmesi gereken kritik soruları da getiriyor. Finansal istikrar, bunların başında geliyor. Regülatörler uzun süredir stablecoin’lerin ve kripto varlıkların geleneksel finansal sisteme yaratabileceği riskleri tartışıyor. Özellikle stablecoin tarafında, eğer bu dijital varlıklara olan güven sarsılır ve toplu satışlar yaşanırsa, bunların destekleyicisi olan bankalardan ani mevduat çekilişleri yaşanabileceği endişesi var . Gerçekten de 2022’de TerraUSD stablecoin’inin çöküşü, piyasada “bankaya hücum” benzeri bir panik yaratmış ve milyarlarca dolar buharlaşmıştı. Böyle bir senaryonun büyük bir dolar stablecoin’inde yaşanması halinde, bu coin’i destekleyen rezervlerin tutulduğu banka ya da fonlarda zincirleme iflas riski oluşabilir. OCC, yeni kurallar getirse de bu risklere karşı bankaların likidite yönetimine azami dikkat etmesi gerektiğini, kripto ile ilgili faaliyetlerin de denetime tabi olacağını net biçimde belirtiyor. Kısacası, stablecoin’lerin finansal sistemde oynayacağı rol büyüdükçe, bunların tam rezerv ile çalışması, şeffaf denetimi ve gerektiğinde merkez bankasından likidite desteği alabilecek yapıda olması gerekebilir – tıpkı para piyasası fonlarının düzenlemelerle gözetim altında tutulması gibi.
Regülasyon riskleri de göz ardı edilmemeli. Mevcut durumda OCC’nin yorum mektubu bankalara yeşil ışık yakmış olsa da, kalıcı bir yasal çerçeve oluşana dek bu alan gri bölgede kalmaya devam edecek. ABD’de kriptoyla ilgili kapsamlı yasaların Kongre’den geçmesi hala gündemde ve siyasi rüzgârlar tersine dönerse bugün verilen hakların yarın kısıtlanması olası. Nitekim OCC’nin önceki yöneticileri döneminde verilen bazı izinlerin, sonraki yönetimlerde ek onay şartına bağlandığına şahit olmuştuk. Düzenleyici netliğin tam sağlanamaması, yatırımcılar ve sektörde faaliyet gösteren şirketler için belirsizlik anlamına geliyor. Örneğin bir banka yüksek maliyetle kripto altyapısı kurduktan sonra kural değişirse, bu hem finansal kayba yol açar hem de piyasada güven erozyonu yaratır. Ayrıca farklı ülkelerin düzenlemelerinin uyumsuz olması da arbirtaj ve risk transferi sorunlarını doğurabilir. Bir ülke sıkı denetlerken diğeri gevşek davranırsa, kötü niyetli aktörler zayıf halkayı kullanarak global çapta zarara yol açabilir. Bu nedenle, uluslararası koordinasyon ve standartların uyumu uzun vadede kritik olacaktır.
Son olarak, yatırımcı güvenliği meselesi var. Kripto paralar, yüksek volatilite ve dolandırıcılık riskleri barındıran yeni bir varlık sınıfı. Bankalar aracılığıyla daha geniş kitlelere ulaşırken, küçük yatırımcıların korunması önem kazanacak. 2022’de yaşanan büyük borsa iflaslarında (örneğin FTX) görüldü ki, şeffaf olmayan yapılarda kullanıcı fonları kötüye kullanılabiliyor ve denetim yoksa yatırımcılar bir gecede tüm birikimlerini kaybedebiliyor. Bankaların devreye girmesi bu açıdan olumlu; zira kurumsal risk yönetimi, iç denetim ve uyum süreçleri sayesinde müşteri varlıklarının çalınması veya kaybolması ihtimali azaltılabilir. Ayrıca bankaların müşteriye karşı sorumlulukları, kripto platformlarına kıyasla çok daha yüksek standartlarla belirlenmiştir. Ancak bu, her riskin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Kripto yatırımları FDIC sigortası kapsamında değil; bir banka iflas ederse geleneksel mevduatlar sigortalı olsa da, bankanın emanette tuttuğu Bitcoin sigortalanmış değil. Keza stablecoin’ler mevduat kabulü sayılmadığından, bunların da devlet güvencesi olmayacak – güven, ihraç eden kurumun rezervlerine ve şeffaflığına bağlı kalacak. Bu noktada düzenleyicilere düşen, yatırımcılara ürünlerin risklerini net anlatacak şeffaflık kurallarını ve piyasa disiplinini sağlamak. Örneğin, stablecoin ihraççılarının düzenli bağımsız denetim raporları yayımlaması, müşterilere her an 1:1 itfa imkanı sunması ve rezerv kompozisyonunu şeffaf şekilde açıklaması gibi uygulamalar zorunlu hale getirilerek güven tesis edilebilir .
Ayrıca, kripto piyasalarında piyasa manipülasyonu, insider trading gibi konular da geleneksel piyasa gözetim araçlarının kriptolara uyarlanmasını gerekli kılıyor. SEC ve CFTC gibi ABD kurumları halihazırda bu alanda vaka bazında müdahalelerde bulunsa da, henüz kripto varlıklara özgü kapsamlı bir yatırımcı koruma düzeni geliştirilmiş değil. Bu nedenle, bankalar kripto işine girdikçe yasaların da güncellenmesi ve gölge bankacılık benzeri risklerin önlenmesi gerekecek. Aksi takdirde, regüle kurumların dışında kalan alanlarda (örneğin merkeziyetsiz borsalar veya yurt dışı platformlarda) büyük kayıplar yaşanırsa, bunun itibarı bankalara da yansıyabilir ve genel güven sarsılabilir.

Sonuç olarak, ABD’nin yeni kripto düzenlemelerle bankalara tanıdığı geniş yetkiler finans sektöründe bir dönüm noktası niteliğinde. Bu adım, bir yandan ABD’yi dijital finansın liderliğine taşırken diğer yandan finansal istikrar ve güvenlik konusunda yeni ödevler getiriyor. Stablecoin ve blockchain entegrasyonu sayesinde ödemelerden uluslararası ticarete kadar pek çok alanda verimlilik artışı ve doların dijital hegemoniyası bekleniyor. Kurumsal yatırımcıların ilk tepkileri olumlu ve piyasalar şimdiden bu düzenlemelerin getireceği büyümeyi fiyatlamış durumda. Ancak başarının sürdürülebilmesi için hem ABD içinde sağlam bir yasal zemine kavuşmak hem de küresel ölçekte düzenleyici uyum ve iş birliği sağlamak kritik olacak. Çin gibi büyük ekonomilerin farklı stratejileri, dijital para rekabetini kızıştırsa da, nihayetinde güven veren ve yeniliği teşvik eden bir finansal ekosistem kurulabilirse yatırımcı güveni güçlenecek. Dijital dönüşümün bu yeni aşamasında, kefenin hangi yanının ağır basacağını regülasyonların kalitesi ve piyasaların bu çerçevede göstereceği disiplin belirleyecek.
Yorum bırakın